Her anı size özel kılmak elinizde!

Bazen pijamalarımızla oturup televizyon seyretmek ya da yatağımızdan bile çıkmayıp sadece kitap okuyarak tüm günü geçirmek için neler vermeyiz ki? Bir yandan da evde birkaç hafta geçirdiğimizde hemen ofisi özleyip, çalışmak için bin takla atabiliyoruz. Yine de ne telefon ne elektronik postayla ulaşılamayacak kadar uzak, iş yoğunluğundan soyutlanmış bir şekilde evimizde huzurlu anlar geçirmeye hepimizin ihtiyacı var. Kimi zaman değişiklik yapmak iyi gelebiliyor.

Düşünün! Renkli eşyalar, çeşit çeşit çiçek desenleriyle süslenmiş duvarların arasındasınız. Fonda hafif, dinlendirici bir müzik çalıyor; dışarıda ise yağmur var. Düşünceleriniz açık, ruhunuz huzur içinde. Elinizde bir bardak sıcak çikolata, yanınızda okumaktan çok zevk aldığınız bir kitapla tüm günü geçiriyorsunuz.

Çiçekler kadar huzurlu ve aynı zamanda renkli hissettiğinizi fark ettiğinizde şaşırmayın! Ertesi gün her ne yapıyor olursanız olun; performansınızın ikiye katlandığını, yüzünüzde daha farklı bir gülümseme olduğunu göreceksiniz. Her an sevdiğiniz şeyleri yapabilmek için bol bol vaktiniz olmayabilir ama arada sırada da olsa sadece kendinize özel zamanlar ayırmayı asla ihmal etmeyin. :)

Çiçek açmak için beklemeyin;  her an size ait, her anı değerlendirmek sizin elinizde !

Tırnaklarınız çiçek açsın!

Kendine bakmayı, yeni şeyler denemeyi sevmeyen bir bayan düşünülemez! Nerede bir yeni tasarım görsek ilgimizi, farklı renklerle yaratılmış her hangi bir kıyafet hemen dikkatimizi çeker. Rengarenk çiçekler gibi her an etrafımıza neşe saçmanın, yüzümüzdeki gülücüklerle etrafımızdakileri mutlu etmenin neredeyse biz bayanlar için uygun görülmüş birer görev olduğunu söylememe de gerek yok sanırım. “Kadınlar çiçektir.” cümlesinin de bu iddiayı destekler nitelikte olduğunu gördükçe, dünya üzerindeki en şeker canlılardan biri olduğumuza dair inancım sarsılmaz hale geldi diyebilirim. :)

Değişiklik yapmadan duramayan tüm bayanlar için bu defa çok eğlenceli bir önerimiz var: Çiçek açan tırnaklar! Her seferinde aynı renkleri kullanmaktan sıkıldığınız ojelerinizin yerine iç açıcı, eğlenceli çiçek desenleriyle tırnaklarınızı renklendirebilirsiniz. Henüz çevremizde pek fazla rastlayamıyor olsak da, dünyada çok yaygın olan bu yöntemin Japonya’da çok fazla hayranı var. Uzun süre kalıcı olanlarından tutun, aklınıza ne geliyorsa istediğiniz şekilleri tırnaklarınıza işleyebiliyorlar. İsterseniz gelin bu konuda Japonlar gibi profesyonelleşmeyi bir kenara bırakıp, bizler neler yapabiliriz bir bakalım.

Öncelikle beyaz, kırık beyaz gibi açık renkli bir ojeyle başlayarak üzerine şekiller yapacağımız alt tabakayı oluşturmalıyız.  Daha sonra bir toplu iğnenin arkası ya da bu iş için özel olarak tasarlanmış olan fırçalar yardımıyla tırnaklarımızın üzerine istediğimiz çiçek desenlerini işleyebiliriz. Bu desenleri kendimiz yapabildiğiniz gibi isterseniz ayrıca satılan yapışkanlı figürlerden de alıp kullanabilirsiniz. Tüm bu işlemleri bitirdikten sonra tırnak cilasıyla bir kez tırnaklarımızın üzerinden geçmemiz yeterli. Görüntüsünün güzelliği kadar uygulaması da kolay olan bu yöntemle hem yepyeni bir görünüme sahip olmak hem de etrafınızdakilerin beğenisini kazanmak artık çok kolay!

Rengarenk, yeniliklerle dolu günler hep sizinle olsun!

İzin verin size de renk katsınlar!

Renkleriyle evlerimize, bahçelerimize ruh veren; her baktığımızda içimizi açıp neşemizi yerine getiren nadide varlıklar, çiçekler… Yaşamda karşılaştığımız onca can sıkıcı, kimi zaman üzücü anların ardından bile yüzümüzü güldürebilen güzellikleriyle tüm günümüzü aydınlatabiliyorlar. Tabi, onları sadece yetiştirmekle yetinmeyip bakımlarına da dikkat ederek daha uzun ömürlü ve sağlıklı olmalarını sağlamak bizim elimizde. Neler yapabiliriz görmek adına çok sevilen bir kaç çiçek türü için sizlere farklı bakım önerilerimiz var!

Laleler, hem renkleriyle hem güzel görünüşleriyle pek çok kişinin tercihi. Eğer sağlıklı laleler yetiştirmek istiyorsanız soğanlarınızı Eylül ve Ocak ayları arasında dikmelisiniz. Yer olarak fazla ışığı sevmedikleri için de gölge bir yer tercih ederseniz, daha uzun süre yaşamalarını sağlayabilirsiniz. Ayrıca, lalerinizi besin değeri yüksek ve iyi işlenmiş bir toprağa, soğanın boyutunun iki katı kadar derinliğe dikerseniz değmeyin keyiflerine! Böylece hem rengarenk hem de bakımlı lalelere sahip olabilir, görenleri kıskandırabilirsiniz.

Sevmekten ve sevilmekten vazgeçemeyenlerin tercihi olan güller, romantizmin en büyüleyici simgesi. Demiri bol, kumlu ve killi bağ toprağını seven güller, sonbaharda dikilirse daha kolay serpilip büyüyebiliyorlar. Ekim ve Mart ayları arasında don yapmayacak kadar soğuk her hangi bir zamanda dikim yapabilirsiniz. Yer olarak da ağaç dipleri ya da yüksek bitkilerin yanlarını tercih etmemeniz gerekiyor, aksi takdirde gölgede kalıp fidanları gelişemiyor. Güllerinizi, büyüyünce alacakları şekli de göz önünde bulundurarak belirli aralıklarla diktikten sonra, büyümelerini izleyip yaptığınız bu mükemmel işle gurur duyabilirsiniz.

Enerji dolu, ışıl ışıl bir gün geçirmek istiyorsanız yüzünüzü çevirdiğiniz anda sizi mutlu etmesi garanti olan tek bir çiçek var: Papatya! Uzun bir süre bomboş olan evinizi, bahçenizi papatyalarla donatabilir ve etrafınızı neşelendirebilirsiniz. Çok ağır olmamak koşuluyla her bahçe toprağında yetişebilen papatyalar hem sonbahar hem de ilkbahar döneminde ekilebiliyorlar. Yalnız üzerlerini toprakla doldurmamalı, sadece hafifçe bastırarak kapatmalısınız. Uygun hava sıcaklığını soracak olursanız ise soğuğa karşı dayanıklı olduklarını ama yine de güneşi fazlasıyla sevdiklerini söyleyebiliriz. Eğer uzun ya da kısa boylu papatyalar yetiştirmek istiyorsanız da budama yaparak istediğiniz boyda papatyalar elde edebilirsiniz.

Suya aşık olan renkler…

Ebru sanatı; hem sabrı hem sevgiyi bir arada hissedebileceğiniz, bir kez denediniz mi verdiği huzur ile aklınızdan çıkaramayacağınız büyüleyici bir sanat dalı. Ne zaman, nasıl ve nerede ortaya çıktığı hakkında pek fazla bilgi olmamasına rağmen; çok eski tarihli kitapların iç kapağında ebrunun kullandığı örneklere rastlanmış. Avrupa’da ise ebru hakkındaki yayınlardan bir tanesinde Türkistan’da ortaya çıktığından; İsviçre’de yayınlanan bir dergide de 15. yüzyılda ebru kağıdının Topkapı Sarayı Müzesi’nde görüldüğünden bahsediliyor.

Pek çok farklı çeşidi olan ebru sanatı, önceleri hat ve cilt sanatını destekleyici bir sanat olarak kullanılmış olsa da; çiçekli ebru ile birlikte yalnız başına çerçevelenip kullanılmaya başlanmış. Çiçekli ebrunun ortaya çıkardığı renkli ve rahatlatıcı görüntü de eserlerin, bulunduğu ortamı güzelleştirici bir etkisinin olmasını sağlamış senelerce. Ayrıca, güzelliğiyle cezbetmesinin yanı sıra tasavvufi yanıyla da incelendiği durumlardan bahsetmek mümkün.  Çünkü suyun kıvamından tutun havanın sıcaklığına kadar pek çok etkinin göz önünde bulundurulduğu bu nadide sanat dalında; her ebru eşsiz, tek ve tekrar edilemez!

Öyle ki, zaman zaman renklerin suya verdiği şekillere müdahale bile edemediğimiz anlar oluyor;  istedikleri gibi yüzüyorlar suyun üzerinde, istedikleri gibi şekillenip bakmaya doyamayacağımız formlar oluşturuyorlar. Suyun ve renklerin beraber oluşturdukları bu biçimler, her yerde rastlayamayacağınız cinsten. Hatta, her ebru tablosu bizi farklı diyarlara götüren ayrı çekiciliklere sahip. Özellikle çiçekli ebruda, çiçeklerin saplarından rengarenk tomurcuklarına kadar her kıvrımları birer sanat harikası! Hiç deneme fırsatınız olur mu bilmiyoruz ama gün gelir de ebru ile tanışırsanız; hayatınıza bir parça daha huzur,  bir nebze daha mutluluk getireceğinden emin olabilirsiniz :)

Sofralarınıza renk katın!

Hayatta aldığım en büyük zevklerden biri de yemek yapmak. Hatta hem yemeyi hem de ellerimle hazırlayıp yedirmeyi çok sevdiğimi söyleyebilirim. Böylece hem sevdiklerimle güzel zaman geçirebiliyor hem de onlara en sevdiğim yemekleri tattırmanın mutluluğunu yaşıyorum.  Her zaman bir arada olabilmenin zor olduğu bu günlerde, sizin de tüm ailenin toplanıp yiyeceği bir akşam yemeğinin sıcaklığını hissetmenizi kesinlikle tavsiye ediyorum.

Diyelim ki, tüm ailenize haber verdiniz ve hep beraber güzel bir akşam yemeği için sözleştiniz. O akşam için en güzel yaptığınız, herkesin en çok beğendiği yemeklerinizi hazırladınız. Sıra geldi sofraya! Aileniz ile birlikte geçireceğiniz bu güzel akşam yemeğinde, damak tadınız kadar göz zevkinizin de artması için sofranızı rengarenk çiçeklerle donatmayı düşünebilirsiniz. Böylece bulunduğunuz mevsimin en taze çiçekleri ile renklendirdiğiniz masanız, sıcacık bir ortam yaratmanın yanı sıra sohbetlerinize de neşe ve keyif katmaya hazır hale gelecek!

Zaten çiçeklerin yumuşatamadığı, keyifli hale getiremediği bir ortamdan söz etmek neredeyse imkansız. Hele ki bu tüm sevdiklerinizin bir arada olduğu, enfes yemeklerin hazırlanıp sunulduğu mükemmel bir akşam yemeğiyse herkes yüzünde kocaman bir gülümsemeyle ayrılır masadan emin olabilirsiniz. :)

Yalandan kim ölmüş?

Eğer twitter’ı takip ediyorsanız muhakkak  #yuzyılınbahaneleri konu başlığına denk gelmişsinizdir. Bu konu başlığında, herkes başına gelenlerden yola çıkarak yaratıcı bahanelerini birer birer ortaya koydu. Biz de neredeyse hepimizin karşılaştığı hatta hepimizin kullandığı bahanelerden birkaç tanesini sizler için derledik. İşte bu pembe yalanlar:

“- Ne yapıyorsun hayırsız, sesin soluğun çıkmıyor? – Aa, bu kadar da olmaz. Şimdi aklımdan sen geçiyordun, kalp kalbe karşıymış.”

“Telefonum sessizdeydi, mesajını yeni gördüm.”

“Ben seni hak etmiyorum, sen benden çok daha iyilerine layıksın.”

“Çok zor bir dönem geçiriyorum ve bu yüzden kendimi bir ilişkiye hazır hissetmiyorum.”

“Kazanmak önemli değil, önemli olan yarışmaktı.”

“Neyse, rejime yarın başlarım. Bugün de yiyeyim artık bir şey olmaz.”

Tanıdık geldi değil mi? Çoğu zaman hayatımızı kurtaran bu bahaneler, herkes tarafından sıkça kullanılıyorlar. Buna rağmen, karşımızdakinden bu sözleri duyduğumuzda kendimizi inanmaktan alıkoyamıyoruz. Bu cümlelerin gerçek olduğu durumlar yok diyemeyiz ama genel kullanımları o anı geçiştirmek için olduğundan inanılmaları gerçekten güç oluyor. Canımız hiçbir şey yapmak istemediğinde kibarca reddetmenin, hayır diyemediğimiz kişileri kırmadan geri çevirmenin yollarını keşfetmek için bunlara benzer onlarca cümle bulabiliyoruz.

Evet, bazen kimsenin kendimize bulaşmasını istemediğimiz, yalnızlığa ihtiyaç duyduğumuz günler olabiliyor ama yine de dürüst olmak her zaman en güzeli. Bahaneler yerine gerçekleri söylediğimizde bizi anlayışla karşılayabilecek dostlar edinmek lazım şu dünyada.  Şimdi, hayatınızda belki de bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki iyi dostlarınızı hatırlayın.  Beklenmedik bir anda kapılarında sizden gelen bembeyaz çiçekler ve içten bir not ile karşılaşmaları ne güzel olurdu hiç düşündünüz mü?  Onlara en az kendileri kadar güzel bir çiçek gönderin. Çiçekler, rengarenk görünüşü ve mis gibi kokusuyla onu mutlu etsin, siz de bahanelerinizi boş verip bu kadar şeker dostlara sahip olduğunuz için bir kez daha şükredin!

 

Rüyalar gerçek olsa…

Yine bir iş günü daha başlamıştı. Tüm hafta boyunca toplantıdan toplantıya koşturmuş, tahminlerinden en az iki kat daha yoğun bir hafta geçirmişti. Oysa iş hayatına daha yeni atılmıştı. Şu anki görev tanımı; onun kariyerini devam ettireceği, geçimini sağlayacağı iş mi olacaktı? Aklında hep yapılacak farklı şeyler, gerçekleştirilecek değişik fikirler dolaşıyordu. Sevgilisinin gönderdiği, bir haftadır masasını mis gibi kokutan çiçeklere bakarken aklından iş dünyasının dışında, her an istediğini yapabileceği bambaşka bir hayatın daha olduğunu geçirdi. İşe başlayalı kısa bir zaman geçmiş olsa da özgürlüğünü özlediğini fark etti.

Neredeyse her gün düşündüğü bir soru vardı: “Acaba yapmak istediğim her şeye zamanım yetecek mi?” Yaptığı tüm planlar, okumak istediği tüm kitaplar, yaşatmak istediği tüm güzel anlar için yeterli zamanı var mıydı? İş yerinde geçirdiği dakikalar saatleri, saatler günleri kovalamaya başladığında endişeleri bir kat daha arttı. Kimi zaman karşılaştığı on dakikalık bir aksaklık bile ona tahammül edilemez geliyordu. Etrafındaki herkes kendisiyle aynı tempoda yaşıyordu neredeyse. Hiç kimse mi bembeyaz köpüklerin sahile vurduğu, uyanıp camını açtığında mis kokulu çiçeklerle karşılaştığı bir yerde yaşamayı hayal etmiyordu? Hiç kimse mi tüm zamanın kendi ellerinde olduğunu hissetmeyi, her anı kendi istediği gibi yaşamayı düşünmüyordu?

Bir anlığına gözlerini kapattı. Kendinin sadece denizin dalgalarını ve kuş seslerini duyduğu bi yerde, bembeyaz kumların üzerinde olduğunu düşündü. Tatlı bir rüzgar yüzünü okşarken, sevgilisi yanında oturuyor ve elini tutuyordu. “Huzur dedikleri bu olsa gerek!” diye düşündü. Tüm streslerden uzak, sadece sevdiğiyle yan yana bir ömür… O an hiç gözlerini açmak istemedi, hayaller gerçek olsa hep böyle huzur dolu, çiçekler gibi yaşasa ne güzel olurdu. Telefonunun çalmasıyla kendine geldi, arayan müdürüydü. Beş dakika içinde toplantılarının başlayacağını, raporların hazır olup olmadığını sordu. “Peki siz tüm hayatınızı bu yoğun tempoda geçirip, daha sonra yaşayamadığınız tüm güzellikler için pişman olmaya hazır mısınız?” diye sormak geçti aklından ama sadece “Evet  tabi ki, beş dakikaya oradayım.” diyebildi.

Kırmızının en güzeli, hediyelerin en mükemmeli…

İstanbul’un neresine giderseniz gidin, şu sıralar en sık görebileceğiniz renk kırmızı. Tüm vitrinler, sokaklar baştan aşağı aynı renge bürünmüş. Kendinizi bir gül bahçesinde geziniyormuş hissine kaptırabileceğiniz bu görüntünün nedeni ise tabi ki yeni yıl. Tüm yılın bereketli geçmesi, her şeyin daha da iyi olması için arka arkaya dilekler sıraladığımız bu senenin son günlerinde, kırmızının çekiciliği de ortamı tamamlayıcı en güzel renk.

Herkesi bir heyecan kaplıyor yılın son günlerinde. Değerlendirmeler yapıyor, neleri iyi neleri kötü yaptığımızı tartışıyor, hayatımızı düzene koymaya hatta daha huzurlu nasıl yaşarız diye düşünmeye başlıyoruz. Çünkü senenin son günleri de bittikten sonra yeni bir sayfa açmayı istiyoruz hepimiz. Değişen pek bir şey yok aslında. Bunu, en fazla bilinen ve kullanılan klişelerden “Karar verdim, bu pazartesi rejime başlıyorum.” cümlesindeki pazartesi gibi kendimize verdiğimiz bir tarih olarak düşünmek mümkün. Tabi, söz konusu olan tüm dünya için yeni bir seneye adım atmak olunca; tüm düşünceler daha motive edici, tüm duygular daha güçlü oluyor. İyi niyetlerin havada uçuştuğu, sevdiklerinize gönderdiğiniz kıpkırmızı çiçeklerin yüzleri güldürdüğü senenin son günleri neşe dolu geçiyor.

Bir çoğunuz hediyelerini aldı, rengarenk kaplarla paketledi ve senenin son gününün gelmesini bekliyor, biliyoruz. Yılbaşında ailecek ya da arkadaşlarla yenecek güzel bir akşam yemeğinin ardından herkes birbirine hediyelerini verecek ve meraklı bekleyiş sona erecek. Hediyelerine kavuşan herkes senenin son gününü mutlu geçirip yeni bir seneye umutlarla dolu başlayacak. Nerede olursanız olun orası sizin için çiçekler gibi kokan, tüm eski dertlerinizi unutup yeni bir yola çıkacağınız başlangıç noktası olacak. Zaten yenilenmeden,  hayatımızdan bir şeyler değiştirmeden,  durağan bir şekilde yaşamanın imkanı yok. Bunun için yeni yıl da bahanemiz olsun, her şey istediğiniz gibi olsun!

Yeni yıla yüklenen anlamlar da aynı bizler gibi…

Her sene yılbaşı geldiğinde “İnsanlar ne anlar şu günden hiç bilmiyorum, bu kadar eğlenmenin anlamı ne?” derdi. Ona göre yılbaşı da kutlamalar da çok gereksizdi. Zaten bu konuya gelene kadar zamanın kendisine karşı takındığı bir tavrı vardı. Onun için zaman; bizim icat ettiğimiz, kendimizi bir çizgiye sokmak için uydurduğumuz kısıtlayıcı bir şeydi. Ne gerek vardı kendimizi kalıplar içine sokmaya, yaşayalım gitsindi her günü istediğimiz gibi? Gün bugündü, zaman şimdiyi gösteriyordu. Kuşlar susmadan, çiçekler solmadan, geleceği düşünmeden yaşamak en güzeliydi.

Benim içinse yılbaşının tamamen farklı bir anlamı var. Yeni umutların, yeni isteklerin gerçekleşmesi için elimizden geleni yapacağımız bir sürenin daha başlangıcı demek yeni yıl. Sanki her şeyin daha iyi olması için kendimizi sürekli yenilemek zorunda olduğumuz ve bunun çaresini de belirli aralıklarla her şeye tekrar başlamakta bulduğumuz bir durum. Bu zaman aralığını kim belirlemiş çok da umurumda değil. Hayata pembe gözlüklerle, pespembe çiçekler arasından bakmak benim tarzıma daha uygun. İşte bu yüzden onunla en büyük tartışmalarımız aralık ayında, yılbaşına günler kala oluyor hep.

Hayatın kendisi de bu değil mi zaten? Herkesin aynı olduğu, tüm düşüncelerin aynı yola çıktığı bir ortamda ne ilerleme olabilir ne de kimse bu durumdan zevk alabilir. Bizi biz yapan farklı bakış açılarımız, farklı tutumlarımız. Yeter ki birbirimize ve tabi ki görüşlerimize saygılı olup, birbirimizi anlamaya çalışalım. İşte bu yüzden her ne kadar tartışıyor olsak da, sonunda her şeyi tatlıya bağlayıp mutluluğumuzu daim kılabiliyoruz. Şimdi, yine önümüz yılbaşı. Her ne kadar yeni yıla hiçbir anlam veremiyor hatta ilgilenmiyor olsa da; ben elimde kocaman, kırmızılı yeşilli rengarenk bir buket çiçek ile kapısını çalacağım ve “Mutlu yıllaaaar!” diye bağıracağım. Emin olun, onun da yüzünde kocaman bir gülümseme olacak. :)

Yeni yıl hepimize anlayış, mutluluk, bol bol da sevgi getirsin!

Mesafelerin bile ayıramadığı bazı şeyler vardır hayatta!

Soğuk bir Aralık akşamı; deniz kenarında, sakin bir kafede oturuyoruz. Her şey çok güzel, deniz, insanlar, biz… Birden “Hadi, kalk gidelim artık!” diye ayağa kalkıp giyinmeye başlıyor. “Noldu, ne bu acele?” diye soracak vaktim kalmadan kendimizi kapının önünde buluyoruz. Saate baktığımda tahminlerimin ötesinde geç olduğunu, yarın işe gitmek zorunda olduğumu, eve gidince duş aldıktan sonra uzunca bir süredir ertelediğim hazırlamam gereken bir rapor olduğunu hatırlıyorum.  Evlerimiz birbirimize çok uzak, hatta ona bir çiçek gönderdiğimde gün içinde eline ulaşacağından şüphe duyabileceğim kadar uzak; şehirlerarası ilişki yaşasak daha kolay olur diye düşünmüyor değilim.

Evlerimize gitmek için birbirimizden ayrılmak gerçekten çok zor. Dedim ya; sanki geceyi geçirmek için farklı şehirlere gidip, ertesi gün yine buluşmak üzere şehirlerarası bir otobüs yolculuğu yapıp yorgunluktan ölecek kadar uzağız. Senelerdir bu şekilde yürütüyoruz ilişkimizi. En sonunda bir buçuk saat kadar süren bir yolculuktan sonra eve varıyorum. Hemen onu arıyorum, gitti mi yoksa hala yolda mı diye merak edip. Telefonunu açmıyor, muhtemelen metrobüste. Yatmadan önce tüm işlerimi hallettikten sonra tekrar arıyorum, bu sefer konuşuyoruz ve yarın buluşmak için anlaşıyoruz. Telefonu kapattıktan sonra kafamı yastığa koyduğum gibi uyuyorum, tüm günün yorgunluğunu atabilmek için.

Bugün onun doğum günü. Ne yazık ki hafta içine rastgeldi, ikimiz de çalışıyoruz. Evet, akşam buluşacağız ama içim içime sığmıyor; şimdiden bir şeyler yapmalıyım. Çiçekler kadar güzel sevgilime yakışacak kadar şeker bir çiçek göndermek geliyor aklıma. Hemen en sevdiği çiçek olan lilyumlardan kocaman bir buket siparişi verip beklemeye başlıyorum. İki saat sonra telefonum çalıyor, arayan tabi ki o. Sesindeki heyecanı, kurduğu cümlelerdeki mutluluğu hissedince ben de en az onun kadar seviniyorum. Zamanımızın çoğu birbirimizden ayrı ve uzakta geçse de, her an mutlu olabilmeyi başardığımız için kendimizi kutluyorum tekrar. Mesafelerin bile bozamadığı, onca eksikliğe rağmen yürüttüğümüz ilişkimiz için her şeyi yapmaya hazır ve gönüllü olduğumu bir kez daha anlıyorum. Herkesin bizim gibi değerini bileceği, sonsuza kadar yaşatmak isteyeceği bir tutam sevgisi olmasını diliyorum en sonunda.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.